tarçın, rengi pek tarçına benzemese de bizim sarı ördeğimizin adıydı.
birkaç hafta evvel sıhhiye köprüsünün üzerinden almıştı ablam. ederi 5 türk lirasıymış. pek sevdik, okşadık, bakkaldan karton alıp döşek hazırladık kendisine. ıslatılmış bayat ekmeği, rendelenmiş hıyarı, suyunu eksik etmedik. balkona, zaman zaman da evin halılarına sıçmasına o kadar da kızmadık, kızamadık. tatlıydı. çirkin bir ördek olsa bu kadar müsamaha gösteremeyebilirdik; ama iç anadolu insanının sarışınlığa olan hayranlığı bizde de vardı elbet. balkondaki karton yatıyor, güneşten korunması için benim sübyanlık dönemlerimden kalma “ördek” resimli kahverengi minik battaniyemi örtüyorduk. onu en son bugün, annem balkonu yıkarken gördüm. keyfi yerindeydi. keyifli keyifli viyk’liyordu. çok değil, bir saat kadar sonra acı haberi alacaktım. tabii onu daha sonra da gördüm; ama o beni göremedi. muhtemeldir ki birkaç gündür dikkatimi çeken mendebur kargalar, tarçın’ın boğazını deşmişler. hakikaten annem çağırdığında içim kabardı. kusmadım, ama elimin ayağımın boşalması işten değildi o anda. üşütüp ölse, sakatlanıp ölse gene o kadar acı bir ölüm olmazdı; ama yediği ekmeklerin üzeri öyle kan olmuştu ki şaşırdık minicik hayvandan çıkan kana.
dayanamadım, bir elime keseri, diğer elime içinde merhumu taşıyan kutuyu ya da tarçın’ın tabutunu alıp boş araziye doğru yürüdüm. derince bir kuyu kazıp altunbilekler poşetine koyduğum yavrucağı toprağa verdim. ülker çikolatalı gofret kutusu tabutu, altunbilekler poşeti de kefeni oldu yani zavallının. toprağı sıkıca kapatıp üzerine de taş koydum kediler, köpekler kokusunu alıp eşelemesinler diye.
hayat bu kadar romantik değil elbet. kuşun canını yine bir diğer kuş alıyor. biri, bir kiraz ağacı kadar hayat dolu iken diğeri ise devedikeni kadar çirkin abiliyor. doğanın kanununa müdahale etmek sanırım her şeyi daha kötüleştirecek. (serdar kılıç tarzı son)
orijinal tabloların altında “mineke” imzasını gördüğümde herhalde ‘mine keleşoğlu’ filan gibi bir türk kadın ressamın eserleridir diye düşünmüş, bu tahmini yürütmeden evvel de bu sulu boya resimlere uzuuun uzun bakıp taşra/arka mahalle sıkıntısını yüreğimin derinliklerinde hissetmiştim. sonradan yaptığım araştırmada ressamın mineke reinders adında bir hollandalı kadın olduğunu gördüğümde çok şaşırdım. anadolu’yu baştan başa gezip gözlemlemiş sıradan insanların hayatlarını. hatta o kadar ki, türkiye’de “huzur apt.” ya da “şifa eczanesi” ya da “mevlana pide salonu” ya da “uğrak kuruyemişçisi” kadar sık olan ayabakan balıkçısını bile es geçmemiş. pek hoşuma gitti pek.
her dinlediğimde alıp başımı gidesim geliyor efeler gibi.
uygunsuz bir yere sıçamadan canını ezrail’e teslim edecek gibi gözüküyor tarçın.
(Source: bitchmakesgifs)
“işte türkiye’den 4000 kilometre uzaktaki bu çocuklar da türk kültürünü öğreniyorlar bu okulda, umman’ın başkenti maskat’ta”
büyük isimlerin birlikte çektirdiği fotoğraflar
balderesi abi yüzünden tgrt’de, geceleri saatlerce yayınlanan bıçak seti reklamlarını özledim.
(Source: bitchmakesgifs)
desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
sende tattım yemişlerin cümlesini.
desem ki sen benim için,
hava kadar lazım,
ekmek kadar mübarek,
su gibi aziz bir şeysin;
nimettensin, nimettensin!
desem ki…
inan bana sevgilim inan,
evimde şenliksin, bahçemde bahar;
ve soframda en eski şarap.
ben sende yaşıyorum,
sen bende hüküm sürmektesin.
bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
günlerden sonra bir gün,
şayet sesimi farkedemezsen,
rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
bil ki ölmüşüm.
fakat yine üzülme, müsterih ol;
kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
ve neden sonra
tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
hatırla ki mahşer günüdür
ortalığa düşmüşüm seni arıyorum
cahit sıtkı tarancı
solfasol otobüsü (446 / solfasol - ulus - sıhhiye)
hadi gel, bir kere daha deniyelim,
mutluluk hakkını kaptırma başkasına.
solfasol otobüsüne binelim sıkışıktır,
yakın olmanı istiyorum bana.
asu gel, bir kere daha deniyelim.
***
bu otobüs en kalabalık, en coşkunu,
yollarda hemen hergün kaza,
ama olsun, biz yine ona binelim.
şöyle geç, hem biraz daha sokul,
duymak isterim o kızoğlankız kokunu.
***
senin ellerin ne küçükmüş ki,
tuttuğun bir ölü gövde olmasın.
derin nefes al, geleceği düşün.
bilincini sık, yaşlar dolmasın,
senin gözlerin ne büyükmüş ki.
***
asu gel, bir kere daha deniyelim.
asu gel, solfasol otobüsüne binelim.